Zımpara ile parlatılan ve cilalanan 
Yorgun elmaslı kağıtlarım var 
Kalemimin ucu yalnızlıkla gözü peklilikle sipsivri
Susuz ve dipsiz uçurumlardan atlayan 
Turta kokulu burjuvaların hâlini
Duygu ve vicdanlarını borsaya yatırmış 
Simurg maskeli anka kuşlarının iniltisini
Kutsallığın kibriyle canlar kıyan
Yüzyıllık imparatorlukların son sahnesini 
Bir sinema kıvamında kan kusarak izliyorum 
Bıktım artık her gün emin sözcükler duymaktan
Kefareti ödenmemiş sevgilerin acabalığından
Soğuk sokaklarda insan kokusu aramaktan 
Sabaha gebe karanlıkların suyunu ruhumda ısıtmaktan
Varoluşunu güzel gözlere çaldırıp ağlayanlardan…
Muhâsebesiz geçen gecenin sabaha sarkan sorgusu 
Ahlak polemiklerinde boğulanların uğultusu
Aldırışsız gülüşleri öldürmek ister yanım 
Tabut ve bıçakların keskin netliğinde
Upuzun bekletilip dağlanan yaralarım 
Selfie malzemesi için çocuk yapan âileler 
Evlenmeyi evcilikle karıştıran plastik flörtizler
Başörtüsü ve etek arasında sıkışan siyaset 
Cıvık menfaatlerin  “-çılıkçı” ideolojileri
Gülerken dişime kan sıçramış dün geceden 
Tırnak aralarımda parçalanan silüetlerin etleri
Yorgun savaşçılar

Gladyolar

Lordlar

Padişahlar…
Bir şairin sigarasında üfüllenen mitolojiler
Âdem’in toprağına hasret yaratılış efsaneleri 
Meleklerin endişesinde insanlığın vahşeti gizli
İnsan mı ?
İnsanca ya da 
Pek mi insanca? 
Bir kapıdan bir kapıya koşuyorum sonsuzca 
Ve “Hoşgeldin!” diyeceğim;
Babamın ordusu ansızın kapıma dayanınca…

LATİF BOZDAĞOĞLU